Pandemi bittiği gün nasıl bir dünyaya uyanacağız?

Pandemi bittiği gün nasıl bir dünyaya uyanacağız?

Pandemi bittiği gün nasıl bir dünyaya uyanacağız? Danışman & Eğitmen & Yazar Mete Taştan yazdı…

1980’lerin sonuna doğru Çinli bir tarihçiye “Fransız İhtilali hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sormuşlar. O da: “Henüz değerlendirme yapacak kadar zaman geçmedi üzerinden!” demiş. Cevap böyleyken Salgının tam içinden geçtiğimiz şu günlerin iş-iç-dış hayatımızda ileride hangi gelişmelere gebe olduğunu, kuşkusuz bir domino taşı etkisiyle hangi mega değişimleri, dönüşümleri ve gelişmeleri ortaya çıkaracağını tahmin etmek görüş mesafesi sıfıra yakın sisli bir havada otomobil kullanır gibi ilerlemeye benziyor. Bu yazıda -sis lambalarını yakıp- biraz ileriyi görmeye çalışabiliriz! Tarih her ne kadar bir “Neden-Sonuç” ilişkisi gibi gözükse de aslında şu soruyu her zaman cevaplayarak ilerler: “Sonra Ne Oldu? Sonra Kim Geldi?.” Önceden olduğu gibi Modern Dijital Çağ’da da en belirgin arayış budur. Yani “Geleceğin sonraki adımların ne olması gerektiği sorusuna verilecek cevaplarda gizli olduğudur.” 

Bu yazımda, dünyanın kan dolaşımının durma noktasına gelmesi, belirsizlik felsefesinin hayatımızın akışını belirleyen bir fenomen olması ve toplumların sürdürülebilirliğinin tarih boyunca hiç olmadığı kadar tehdit edildiği günümüzde, bugünden yarına ve daha ötesine nasıl hazırlanabileceğimiz ve bu gidişat neleri meydana çıkarabilir sorularına bazı cevaplar bulmaya çalışacağım. Dolayısıyla dünya artık eskisinden daha az güvenli bir yer olmaya başladı. Kaçınılmaz sonu kabul etmek yerine realiteyi görüp buna göre hazırlanmak, plan yapmak lazım. Unutmayalım, Hz. Nuh gemisini yapmaya başladığında henüz yağmurlar yağmıyordu. Önce Plan! Gerçi burada Mike Tyson’ın sözü aklıma geldi. “Herkesin bir planı vardır, ağzına yumruğu yiyene kadar!” Coronavirüs planlı yaşadığını düşünen dünyamıza, şirketlerimize, işimize, sosyal hayatımıza, her şeyimize oyunun kurallarının dışına çıkarak tam da ciğerlerimize fena bir demir yumruk indirmiş durumda! Başka bir ifadeyle Dünyamıza nanometrik bir meteor çarpış durumda! Gözle görülemeyen bu meteor gözümüzün göremediği, aklımızın almadığı etkileri yaşatmaya devam ederken, dünya her manada solunum sıkıntısında! Coronavirüs hız kesmeden soykırım yapmaya devam ediyor. Önceliği ise yaşlılar ve hastalar!

Önceleri köylerde, sonra şehirlerde, daha sonra internette son günlerde de evlerde yaşıyoruz. Bir yandan tedbir ile panik arasında dengeyi kurmaya çalışırken, öte yandan evlerde yaşanan bu sürecin sonrasında kanaatimce çekirdek ailenin yeniden yükselişine şahit olacağız. Dolayısıyla küresel-yöresel-bireysel travmaların ve trajedilerin yaşandığı şu günlerde herkes kendi köyünde tekerleği icat ederek bir yere varamayacak gibi görünüyor. İnsanlık bu meteora karşı bilgi paylaşımında çevik ve şeffaf davranarak bilimin ışığında topyekûn bir çıkışı en yakın zamanda bulacaktır. Çünkü bilim, ayırt etmeden, ötekileştirmeden herkesi aynı çatı altında toplayabilen yegâne yol göstericidir. Virüsün çaresi bulunduğunda insanlık hem küresel, hem kıtasal ve hem de yöresel “Durum Tespiti” ve hemen arkasından “Hasar Tespiti” yaparak bir ‘Tedavi Ekonomisi’ geliştirerek yoluna devam etmeye çalışacaktır. Gelecek, asla pes etmeyen bireyler, şirketler ve toplumlar istiyor.

Öyle gözüküyor ki 21. Yüzyıl çeviklerin ve hızlı uyum sağlayanların yüzyılı olacak. Bir önceki yüzyıldan devraldığımız birçok birikintili sorunlar -Dünya Savaşları, Soğuk Savaş Dönemi, Küreselleşme, 1990-2001 Belirsizlik Dönemi- en nihayetinde 11 Eylül Saldırıları sonrasında yaşanan otorite, güç ve ekonomi savaşları ile diğer tüm gelişmeler insanlığı bayağı gerdi, insanlığın dinlenmesi lazım! 21. Yüzyılın yüzde 1’lik dilimini oluşturun 2020 yılı ise tam bir kırılma yılı oldu ve insanlık bu durumun muhasebesini yaparak evde dinlenmeye başladı. Ancak bu dinlenmeyi şu benzetmeyle tarif etsek yerinde olacak: Aslan daha ileriye ve daha iyi bir sıçrayış yapmak için birkaç adım geri gidermiş! Bu dinlenme ve muhasebe süreci insanlık için yeni sıçrayışlara vesile olacaktır. 2020 yılı bir ‘Siyah Kuğu’ ile bize merhaba dedi. Yani yüzde 1’lik az bir zaman dilimi domino taşı etkisi yaratarak geri kalan yüzde 80’lik büyük bir zaman dilimine yeni bir yol haritası çıkartacağa benziyor. “Virüsü yendik hadi kaldığımız yerden devam ediyoruz”, çok gerçekçi gelmiyor bana. Coronovirüs’den Önce (C.Ö.) ve Coronavirüs’den Sonra (C.S.) olarak belki de takvim yeniden yapılanacak, bir çağ kapanıp yeni bir çağ açılacak!

Peki bu yeni çağda bizleri neler bekliyor? Kısa kısa izah etmeye çalıştım.
  • 88 Trilyon dolar olan Dünya GSMH’si % 10-12’lik bir kayıpla 2021’e merhaba diyecek. Dünya ticaretindeki bu daralmayı tüm ülkeler iliklerine kadar hissedecekler. Özellikle gelişmekte olan ekonomiler ciddi ihracat kayıpları yaşayacaklar. IMF ve Dünya Bankası kaybettikleri rolü tekrar kazanma eğilimine girecekler. Ülkelerin orta ve uzun vadeli borçlanması ile birlikte birçok ülke daha bağımlı hale gelecek. Para, zenginlik ve ekonomik model yeniden kurgulanacak. Dijital paranın yükselişine tanıklık edeceğiz.
  • Tek güçleri ve sermayeleri petrol olan ülkeler ciddi krizler yaşamaya başlayacak. Özellikle Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, İran vb. gibi birçok ülke yeni üretim, ticaret ve pakt arayışları içine girecek. Yine turizmden çok ciddi gelir sağlayan ülkeler ve şehirler ciddi ölçüde zararlara uğrayacaklar. 
  • I. ve II. Dünya Savaşları’na girip gidişatı belirleyen, Soğuk Savaş Dönemi’nin galibi, 11 Eylül Saldırıları sonrasının en çok faydalanıcısı ABD, bu krizde henüz küresel liderliğin rolünü yerine getirmeyi bırakın her devlet gibi kendi derdine düşmüş durumda. Virüs öncesi dönemde, ABD, Çin’i kuşatmaya çalışırken, Çin’de Dünya’yı kuşatmaya çalışıyordu. Bu süreç virüs sonrası dönemde de aynen devam edecek. 
  • Tahmin edildiği gibi Çin önümüzdeki 10 yıl içinde dünya ekonomi liginde birinciliğe oturacak. 1871 yılından bu yana dünya ekonomisinde birinci sırada yer alan ABD 2030’da ikinciliğe düşecek. Doğu’nun yükselişine her birlikte şahit olacağız. Çin’in yükselişi bu sefer kendi üretmiş olduğu teknolojiler, markalar ve tabi ki de insan gücü ile olacak. 2030’lu yıllara gelindiğinde 600 milyonu Çin, 400 milyonu Hindistan olmak üzere yaşlı kıtamız Asya’da 1 milyar insan orta sınıfa terfi edecek. Yaşlı nüfusu gitgide artan ABD ve AB’nin en büyük karşılaşacağı tehlike sosyal riskleri karşılayamama tehlikesi olacaktır. Küresel mega dönüşümlerin kısmen ABD dışında yoğunlaştığını düşünürsek, dünya güç ve politika eksenlerinin kesişme noktasının Türkiye olduğunu göreceğiz ve virüs sonrası dönemde Türkiye’nin her alanda yükselişine şahitlik edeceğiz. Dolayısıyla aklını kullananlar rotasını bulacaklar.
  • Bu süreç gösterdi ki ekonomik büyümenizi ve toplumsal kalkınmanızı ulusal bağımsızlığınızı koruyarak yapmalısınız. Bu sebepten dolayı, ülkeler milli tarım ve milli sağlık politikalarına daha bir önem vermeye başlayacaklar. Ülkeler, herkesin kendi söküğünü kendisinin dikeceğini gördüler. Bu sayede birçok ülke sağlık ve tarım alanında inovasyonlara imza atacak. Milli güvenliğin 3 stratejik ayağı olan “Tarım, Sağlık ve Savunma” harcamaları çok ciddi yatırımlarla artış gösterecek. 
  • Yeni süreçte Ulus Devletlerin yükselişine şahit olurken, “Birlik” “Pakt” ruhu kısmen de olsa belli bir süre kesinlikle gerileyecek. İngiltere’nin AB’den ayrılmasından sonra başta İtalya olmak üzere Hollanda, Fransa gibi ülkeler AB’den ayrılmayı çok ciddi masaya yatıracaklar. Ekonomik anlamda bir Alman İmparatorluğu belirebilir! Güney Avrupa ülkeleri hiç tahmin edilemeyen –dağılma ve iflasa kadar varabilecek- durumlara düşebilirler.
  • 10, 20, 30 üyeli geniş birlikler etkisini ve cazibesini yitirecek yerine 3, 5 ve/ya en fazla 7 üyeli dar ve etkili birlikler/paktlar kurulacak. Birlikler için “Genişleme” politika olmaktan çıkarken yerini “Derinleşme”politikalarına bırakacak. Serbest dolaşımın yerini kontrollü dolaşım alacak. Sadece kafa kâğıdınıza değil kafanızdaki ateşe de bakılacak. En azından belli bir süre.
  • Yenilenebilir enerji yatırımları daha fazla hız kazanacak. Sadece sanayi de değil meskenlerde ve okullarda da yenilenebilir enerji kullanımı hızlanmaya başlayacak. Kendi elektriğini kendi üreten bir sürecin başlangıcındayız. Elektrikli otomobil ihtilal yapacak!
  • Seyahat ve konaklama hizmetlerinin içine medikal hizmetlerin dâhil olduğu bir süreç bizleri bekliyor. Tatile gitmeden önce hangi hijyenik koşulları sağladığını hizmet verene sorma ve ikna olmadan tatile çıkmama dönemi başlayacak.
  • Yaşanılan süreç gösterdi ki bilim ve bilginin ışığı olmadan hiçbir şey tam anlamıyla başarıya ulaşamaz. Bu sebepten dolayı, akademi ile siyaset; bilim insanı ile siyasetçi; üniversite ile sanayi; akademisyen ile sanayici arasındaki ilişki daha çok artacak. Meritokrasi her alanda yükselecek! (Meritokrasi = liyakat sistemi) 
  • 21. Yüzyıl uyum sağlayanların yüzyılı olacak demiştik. İş hayatımızda başta olmak üzere aslında hayatımızın her alanında “İnsan Faktörlerini” minimize etme süreci başlayacak. Buna “Yapay Zeka”nın yükselişi de diyebiliriz. Emek yoğun iş gücü kademeli olarak işsiz kalabilir. Köye dönüş ve akıllı tarım trendi yükselişe geçecek. 
  • İş yapma ve eğitim sistemi alışkanlıklarımız kademeli olarak ama seri bir şekilde değişecek. Dikey mimari yerini yatay mimariye bırakacak. İnsanlar coronavirüs gibi krizleri betonarme odalarda değil küçükte olsa bahçesi olan ekip-dikebileceği, doğa ile iç içe olabileceği, nefes alabileceği müstakil evlerde geçirmek isteyecek. Gayrimenkul sektörünün yeni vizyonu daha fazla müstakil ev, daha fazla yatay mimari olacağa benziyor. Akıllı şehirler, akıllı otomobiller, akıllı evler, akıllı okullar, akıllı parklar, akıllı marketler… 
  • Nesnelerin interneti, sürücüsüz araçlar trendi, şehir hava trafiği terimi, e-ticaret perakendeciliği, drone kargoculuk, takip sistemleri teknolojileri, uzaktan eğitim, uzaktan sağlık, online reçete, uzaktan iş görme, uzaktan toplantı vb. gibi bir çok şey hayatımızın yeni normalleri olmaya hızla devam edecek. Her şey dijitalleşecek. Dijital dünyayı getirmek isteyenlerin altın çağı yaşanacak. Yine burada meslek okullarının önemi kat be kat artacak. Odaklanma ve ihtisaslaşmayı çok iyi yapanlar belirsizliği en iyi şekilde yönetenler olacaktır. Bilgi neferleri emek yoğuncuları alt edecek!
  • Şirketler ve kurumlar vizyonlarını, stratejik planlarını, istihdam politikalarını, risk analizlerini, iş sağlığı ve güvenliği politikalarını, satış ve pazarlama tekniklerini, müşteri ilişkileri politikalarını, çevre ve enerji politikalarını, düşünce yapılarını, harcamalarını, yatırımlarını çok büyük bir oranda yeniden masaya yatıracak. Ya değiştirecek ya da revize edecek. 
  • Şirketler ve kurumlar, israf etmeden değer üretmenin erdemine ermeye çalışacaklar. İsrafın başka masrafın başka bir şey olduğunu şimdi daha fazla düşünme zamanı. İsraf ekonomisi yerini tedbir ve tasarruf ekonomisine bırakacak. İş hayatı daha az zamanda daha faydalı işler üretmeye odaklanacak. İş hayatında ‘varlığınla değil etkinle çalış’ yani “Verimlilik” ana belirleyici sürücü olacak. 
  • C.S. Lewis : “Değerlerden yoksun bir eğitim faydalı olmaktan ziyade insanı daha zeki bir şeytan yapıyor” demişti. Şirketler çalışanlarında iş hayatının gereksinimi olan yetkinlik ve yetenekleri geliştiren mesleki, teknik ve idari eğitimler yanında içinde “sadelik, hoşgörü, kibirsizlik, feragat, paylaşma, tevazu, zihinsel dayanıklılık, direnme gücü, birleştiricilik, bilinçli farkındalık, şiddete başvurmama, kendini kontrol etme” gibi değerleri içinde barındıran eğitim ve gelişim programlarına sarılacaklar. Hiç şüphesiz ki, ‘değer yaratmak için değer sahibi olmak gerekir!’
  • Yine Liderlik gelişim programları, motivasyon, iletişim, beden dili, zaman yönetimi, müzakere, problem çözme, e-satış, oyun temelli öğrenme vb. gibi eğitim başlıkları popülerliğini korumaya devam edecek. Özellikle şirketler ve kurumlar “Liderlik” temalı eğitim ve gelişim programlarına öncelik verecek. Herkesin belirsizlik içinde yönetme kabiliyeti olan esnek ve çığır açıcı liderlere ihtiyacı var. Çünkü, Liderlik insanlara kendini buldurma sanatıdır.

“Bulut Atlası” isimli filmin bir sahnesinde şöyle diyordu: “… müzik çalıyordu. Ama bu dinlediğim müzik daha önce dinlediğim müziklere benzemiyordu…” Dünya daha önce yaşamadığı bir süreçten geçiyor. Bu sürecin kaybedenleri tüm insanlık olacak. Ama düzen yeniden kurulacak. Düzenlemenin olmadığı bir dünya hayal edemiyorum. O yüzden son söz olarak bir Kızılderili atasözü ile bitirmek istiyorum. “Yeryüzü bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık…”

Google+ Linkedin